8/6/2009 - DÜŞTÜĞÜMÜZ YERDEN KALKALIM!
DÜŞTÜĞÜMÜZ YERDEN KALKALIM! Hani başımıza kötü olaylar geldiği zaman hep bir yerlere sinmek, pusmak ya da yılmak gibi duygulara eğilim gösteririz. İçimizdeki o özgüveni yitiririz. Bakın şimdi size birisini örnek vereceğim; Babası küçük yaştayken ölmüş, Yetim büyümüş, Tutuklanmış, Hapse atılmış, Sürülmüş, İşsiz kalmış, Böbreklerin rahatsızlanmış, Göğsünden vurulmuş, Mesleğinden atılmış İdama çarptırılmış, Kardeşleri küçük yaşta ölmüş, Çocuğu olmamış, Boşanmış, Karaciğeri iflas etmiş! Bir insanın başına gelecek her türlü zorluğu yaşamış… Bunu çoğumuz belki biliyordur, bu kişi bu topraklarda özgürce yaşamamızda öncülük etmiş ulu önderimiz “MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜMÜZDÜR!” Öyle bir azimli ve güçlü bir kişiliği varmış ki tüm zorluklar onu yıldırmamış. Başına gelenlerden dolayı içindeki gücü kaybetmemiş. Ya bizler? Bu vatana sahip olalı ve Cumhuriyetimizin 86. yılında nasıl bir gündemle bakıyoruz geleceğe? O zamandan bu zamana nasıl sahip çıkmışız bu ülkeye hiç düşündük mü? Siyasette tamamen dış güçlere esir olmuşuz. AB’ye gireceğiz diye, nerdeyse ülkemizi elimizden alacaklar… Endüstrimiz, teknolojimiz tüm iletişim şirketlerimiz yabancıların tekeline geçmiş ya da satmışız! Diyarbakır günden güne elden gidiyor ama kimse ses çıkarmıyor! ABD’nin desteği ile PKK, siyasi bir parti olarak meclise girmiş durumda. Şimdi sıra Diyarbakır da uygulanacak özerklik yönetiminde! Bunu başardılar mı zaten kendi kendilerini yönetmiş olacaklar. Yani artık ayrı bir devlet yapısına kavuşmuş olacaklar! Ne dış siyasetimizde ne de iç siyasetimizde bir yol haritamızın olmayışı, günübirlik politikalarla birbirlerimizle uğraşmaktan tüm kazanımlarımızı kaybediyoruz! Ekonomimiz dışa bağımlı… Bu kadar verimli topraklara ve doğal zenginliklerimize rağmen dünya gözünde üçüncü sınıf vatandaşları olmak ne kötü! Geçmiş de verilen tavizler, yapılan bilinçsizce antlaşmalar bizi bu hale getirdi. Oysa büyük önderimiz bize bu vatanı böylemi bıraktı? Onu sadece okullarda çocuklarımıza resmini öğrettik ilkelerini değil… Cumhuriyeti ve bu toprakları kanlarıyla alanların torunları olarak, geçen zaman zarfında sadece zevki-sefasını sürdük! Kısa yoldan köşe dönmeyi amaçladık! Emek vermeden sahip olmayı bildik! Bana dokunmayan yılan bin yaşasın dedik! Devlet malı deniz yemeyen keriz dedik! Ama artık ne sokmayan yılan kaldı nede denizler. Artık bize verilen emanetlere sahip çıkma cesaretini, bir kişi iki kişi değil topyekun göstermeliyiz! Her bireyin siyasetle ilgilenme zamanıdır zaman! Bilinçli olmanın zoru göğüslemenin devletin ve milletin tüm küçük büyük organlarında tüm varlığımıza sahip çıkmanın ve tutarlı bir birlikteliğe gitmenin zamanıdır bu gün! Hiçbir zorluk bizlerin azminden daha önemli değildir. Uç noktalara çekilmek değil ortak noktalarda buluşma, anlaşma zamanıdır zaman! Lütfen Arkadaşlar, hangi konumda olursanız olun, hepimizin bir tek yurdu var. Oda; “TÜRKİYE!” Yine ATA’mızdan bir anıyla bitirmek istiyorum yazımı; Kral Edvard İstanbul'a geldiği zaman, yatından bir motora binerek Dolmabahçe Sarayına yanaştı. Atatürk rıhtımda onu bekliyordu. Deniz dalgalıydı.Kralın bindiği motor,inip çıkıyordu. İmparator rıhtıma çıkmak istediği bir sırada, eli yere değerek tozlandı. O sırada Atatürk elini uzatmış bulunuyordu. Bunu gören Kral bir mendille elini silmek istediği zaman Atatürk: -Yurdumun toprağı temizdir, o elinizi kirletmez, diyerek Kralı elinden tutup rıhtıma çıkardı. Saygılar. Aysen AYDIN http://www.duzcedamla.com/index.php?option=com_content&task=view&id=13131&Itemid=123
|