Duz yazi - Hayat zor,yaşamak güzel...!!! - Blogcu



Hayat zor,yaşamak güzel...!!!

28/10/2009 - GENÇ ÖLÜM

Kategori: Duz yazi




"GENÇ ÖLÜM"

Bir gencin ölümünü duydum… yaşı 18.
 
Arkadaşları, tabutunu eller üzerinde taşırken yürekleri ağlamış, isyanlar etmişler… İsyanları gözyaşları anlatmış… Bu tabutta sen mi varsın arkadaşım diye haykırmışlar… Seni tanıyan tanımayan herkes sana ağlamış… Mezarlığa giderken herkese o yallar dar gelmiş!
 
Yüreklerindeki feryadı anlatacak sözler tükenmiş… Bitmiş… “Ölüm sana yakışmadı be kardeşim kalk artık” demişler! Kim seni tanıdıysa içleri sızlamış!
 
Şimdilerde bu gözyaşları sana akıyor…
 
Zamansız ve beklentisiz bizleri şok edip de gidişin feryatları sana…
 
Evet… Ölümü sana kim yakıştırabilir ki… o renkli kişiliğine kim hayatının noktasını koyabilir ki? Aramızdan ayrılmakla, bizleri anlatılmaz acılara bırakıp da çekip giden sen… Arkanda bıraktığın o kadar sevenin varken bir anda gözlerini kapayıp da bir daha açamayan sen!
 
Biliyor musun ardından arkadaşların senin anına hitaben facede bir grup kurmuşlar. Milyonlara varan üye sayın var. O gencecik kısacık hayatından esintiler resimler ve videolar eklenmiş. Arkadaşların senin için neler yazmışlar bir bilsen…
 
 Eğer bu kadar sevildiğini bilseydin ölüme bu kadar kolay teslim olur muydun?
 
Sanmıyorum… Olmazdın… Bunca sevenim varken onları üzemem deyip tüm gücünle Azrail’le savaşırdın değil mi?
 
Arkadaşların senin için öyle güzel şeyler yazmışlar ki…
 
“ Artık bu sokaklardan geçerken biri eksik” …
 
“Bu cafe de otururken biri eksik”…
 
“Okulda hep biri eksik”…
 
“Bizlerle şarkı söyleyen biri eksik”…
 
“”Kahkahalarımıza katılan biri eksik”…
 
“Hayatımızda hep biri eksik!””
 
“Seni unutmamız için ölmemiz gerek” diyecek kadar seven dostların!
 
Genelde seni hep hüzünlü olduğun günlerde gördüm sanırım. Çünkü ne zaman gördüysem, hep içten içe derinden bakan gözlerinde bir üzüntü sezinlerdim… o gençliğinin verdiği  belki bunalımlara takıldığın anlardandı… ama bilirdim mutlaka kafana taktığın bir şeylerin olduğunu… seni mutsuz eden olaylarla yaşadığını!...


"GENÇ ÖLÜM"

Bir gencin ölümünü duydum… yaşı 18.
 
Arkadaşları, tabutunu eller üzerinde taşırken yürekleri ağlamış, isyanlar etmişler… İsyanları gözyaşları anlatmış… Bu tabutta sen mi varsın arkadaşım diye haykırmışlar… Seni tanıyan tanımayan herkes sana ağlamış… Mezarlığa giderken herkese o yallar dar gelmiş!
 
Yüreklerindeki feryadı anlatacak sözler tükenmiş… Bitmiş… “Ölüm sana yakışmadı be kardeşim kalk artık” demişler! Kim seni tanıdıysa içleri sızlamış!
 
Şimdilerde bu gözyaşları sana akıyor…
 
Zamansız ve beklentisiz bizleri şok edip de gidişin feryatları sana…
 
Evet… Ölümü sana kim yakıştırabilir ki… o renkli kişiliğine kim hayatının noktasını koyabilir ki? Aramızdan ayrılmakla, bizleri anlatılmaz acılara bırakıp da çekip giden sen… Arkanda bıraktığın o kadar sevenin varken bir anda gözlerini kapayıp da bir daha açamayan sen!
 
Biliyor musun ardından arkadaşların senin anına hitaben facede bir grup kurmuşlar. Milyonlara varan üye sayın var. O gencecik kısacık hayatından esintiler resimler ve videolar eklenmiş. Arkadaşların senin için neler yazmışlar bir bilsen…
 
 Eğer bu kadar sevildiğini bilseydin ölüme bu kadar kolay teslim olur muydun?
 
Sanmıyorum… Olmazdın… Bunca sevenim varken onları üzemem deyip tüm gücünle Azrail’le savaşırdın değil mi?
 
Arkadaşların senin için öyle güzel şeyler yazmışlar ki…
 
“ Artık bu sokaklardan geçerken biri eksik” …
 
“Bu cafe de otururken biri eksik”…
 
“Okulda hep biri eksik”…
 
“Bizlerle şarkı söyleyen biri eksik”…
 
“”Kahkahalarımıza katılan biri eksik”…
 
“Hayatımızda hep biri eksik!””
 
“Seni unutmamız için ölmemiz gerek” diyecek kadar seven dostların!
 
Genelde seni hep hüzünlü olduğun günlerde gördüm sanırım. Çünkü ne zaman gördüysem, hep içten içe derinden bakan gözlerinde bir üzüntü sezinlerdim… o gençliğinin verdiği  belki bunalımlara takıldığın anlardandı… ama bilirdim mutlaka kafana taktığın bir şeylerin olduğunu… seni mutsuz eden olaylarla yaşadığını!....

http://www.haber50.com/yazar_3928_507_GENC-OLUM!.html

http://blog.milliyet.com.tr/Boylemi_olmaliydi_ey_hayat!/Blog/?BlogNo=210681


 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

28/9/2009 - TEHLİKELİ CEHALET

Kategori: Duz yazi

TEHLİKELİ CEHALET


Ayın dünyadan uzaklığını bilmemek 'tehlikesiz cehalet'tir. Bunu bilmezseniz 'tehlikesi yoktur'. Ama önünüzdeki çukuru göremezseniz, bu 'TEHLİKELİ CEHALET' olur. Çukura düşer ve kurtarılmayı bekleyerek debelenirsiniz. Belki birisi sesinizi duyar ve sizi kurtarır. Ama artık siz kendinizi 'onun sizi kurtardığı duygusu'ndan kurtaramazsını z. Eğer o çukurdan kendi gücünüzle çıkabilirseniz özgüveniniz artar. Bağımlılıkla bağımsızlık arasındaki fark kısaca budur. Durumunuzu bilirseniz belki kendinize yardım edebilirsiniz. Ama başkasının kolunda yürürken kendinizi bağımsız sanarsanız, işte bu 'TEHLİKELİ CEHALET'tir. Bugün Türkiye'yi bağımsız sanmak, bu nedenle 'tehlikeli cehalet'tir. Gönlü Arap ülkelerinde, beyni Amerika'ya ipotekli, cebi uluslararası sermayeye çengelli bir siyasal iktidarla Türkiye bağımsız olamaz. Atatürk Türkiye'si ile bugünkü ülkemiz arasındaki farkı görmemek, görüp de kabul etmemek, kabul edip de Atatürk'ü eleştirmek 'TEHLİKELİ CEHALET'tir. Atatürk'ün büyük hedeflerinden birisi 'bilince yönelik çağdaş eğitim' idi. "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözü o'nundur.. Bugünün siyasal iktidarı için geçerli eğitim hedefi bütünüyle değişmiştir. Siyasal iktidarın eğitim hedefi, 'inanca yönelik sermayenin hizmetine uyarlı insan gücü yetiştirmek'tir. Din temelli toplumun eğitim amaçları her yolla devreye sokulmaktadır. Bunu görmemek, görüp de kabul etmemek, kabul edip de bu durumu 'demokrasi sanmak' 'TEHLİKELİ CEHALET'tir. Demokrasi, bütünüyle bir kurallar ve kurumlar politikasıdır. Demokrasinin temeli laikliktir. Laikliğin temeli dindar-dinsiz ayrımı yapmamaktır. Laiklik olmazsa yurttaş eşitliği olmaz. Yurttaş eşitliği olmazsa demokrasi olmaz. Bunu bilip de bilmezden gelmek, bunu bilip de görmezden gelmek, 'TEHLİKELİ CEHALET'tir. *** Neden 'TEHLİKELİ CEHALET' toplumların başına bela olur? Çünkü, toplumların bir bölümü bu durumdan büyük çıkarlar sağlar. Geri kalan bir bölümü de küçük çıkarlarla yetinir. Bir bölümü, ilerde kendisinin de çıkar sağlayacağını umar, bir bölümü durumu görür, toplumu uyarmaya çalışır, ama gücü yetmez. İşte böyle durumlarda da felaket kapınızı çalmıştır ve gelmektedir. *** Bu durumun en yaygın araçları kitle iletişim araçlarıdır. Televizyon en yaygın biçimde bu doğrultuda çalışmaktadır. En izlenen saatler 'toplumu gerçek bilgilerden uzak tutmak' amacıyla kullanılmaktadı r. Ivır zıvır eğlencelikler, boş zevzeklikler, pırıltılı eğlencelikler hep bu amaçla hazırlanmaktadı r. Düşünmeye alışmamış beyinler de böylece oyalanıp gitmektedir. Düşünen beyinlerin de bu durumu önlemeye gücü yetmemektedir. . 'TEHLİKELİ CEHALET', farkına varmadan bu tuzağın içine düşüp eğlenmektir. Bunu bilip de bilmezden gelen, görüp de çıkar sağlayanlar, sonra da 'işte özgürlük budur' diyenlerse toplumun asıl belalarıdır. Bilmemiz gereken budur. Görmemiz gereken budur. Anlamamız gereken budur. Mücadelemiz de bu olmalıdır... PROF. DR. ERDAL ATABEK
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13/6/2009 - DÜŞTÜĞÜMÜZ YERDEN KALKALIM!

Kategori: Duz yazi






DÜŞTÜĞÜMÜZ YERDEN KALKALIM!
Yazdır E-Posta



Hani başımıza kötü olaylar geldiği zaman hep bir yerlere sinmek, pusmak ya da yılmak gibi duygulara eğilim gösteririz. İçimizdeki o özgüveni yitiririz. Bakın şimdi size birisini örnek vereceğim;
 
Babası küçük yaştayken ölmüş,
Yetim büyümüş,
Tutuklanmış,
Hapse atılmış,
Sürülmüş,
İşsiz kalmış,
Böbreklerin rahatsızlanmış,
Göğsünden vurulmuş,
Mesleğinden atılmış
İdama çarptırılmış,
Kardeşleri küçük yaşta ölmüş,
Çocuğu olmamış,
Boşanmış,
Karaciğeri iflas etmiş!
 
Bir insanın başına gelecek her türlü zorluğu yaşamış… Bunu çoğumuz belki biliyordur,
bu kişi bu topraklarda özgürce yaşamamızda öncülük etmiş ulu önderimiz “MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜMÜZDÜR!”
 
Öyle bir azimli ve güçlü bir kişiliği varmış ki tüm zorluklar onu yıldırmamış. Başına gelenlerden dolayı içindeki gücü kaybetmemiş.
 
Ya bizler?
 
Bu vatana sahip olalı ve Cumhuriyetimizin 86. yılında nasıl bir gündemle bakıyoruz geleceğe?
 
O zamandan bu zamana nasıl sahip çıkmışız bu ülkeye hiç düşündük mü?
 
Siyasette tamamen dış güçlere esir olmuşuz. AB’ye gireceğiz diye, nerdeyse ülkemizi elimizden alacaklar…
 
Endüstrimiz, teknolojimiz tüm iletişim şirketlerimiz yabancıların tekeline geçmiş ya da satmışız!
 
Diyarbakır günden güne elden gidiyor ama kimse ses çıkarmıyor! ABD’nin desteği ile PKK, siyasi bir parti olarak meclise girmiş durumda. Şimdi sıra Diyarbakır da uygulanacak özerklik yönetiminde!  Bunu başardılar mı zaten kendi kendilerini yönetmiş olacaklar. Yani artık ayrı bir devlet yapısına kavuşmuş olacaklar!
 
Ne dış siyasetimizde ne de iç siyasetimizde bir yol haritamızın olmayışı, günübirlik politikalarla birbirlerimizle uğraşmaktan tüm kazanımlarımızı kaybediyoruz!
 
Ekonomimiz dışa bağımlı… Bu kadar verimli topraklara ve doğal zenginliklerimize rağmen dünya gözünde üçüncü sınıf vatandaşları olmak ne kötü! Geçmiş de verilen tavizler, yapılan bilinçsizce antlaşmalar bizi bu hale getirdi.
 
Oysa büyük önderimiz bize bu vatanı böylemi bıraktı? Onu sadece okullarda çocuklarımıza resmini öğrettik ilkelerini değil… Cumhuriyeti ve bu toprakları kanlarıyla alanların torunları olarak, geçen zaman zarfında sadece zevki-sefasını sürdük!
 
Kısa yoldan köşe dönmeyi amaçladık!
Emek vermeden sahip olmayı bildik!
Bana dokunmayan yılan bin yaşasın dedik!
Devlet malı deniz yemeyen keriz dedik!
 
Ama artık ne sokmayan yılan kaldı nede denizler. Artık bize verilen emanetlere sahip çıkma cesaretini, bir kişi iki kişi değil topyekun göstermeliyiz!
 
Her bireyin siyasetle ilgilenme zamanıdır zaman! Bilinçli olmanın zoru göğüslemenin devletin ve milletin tüm küçük büyük organlarında tüm varlığımıza sahip çıkmanın ve tutarlı bir birlikteliğe gitmenin zamanıdır bu gün!
 
Hiçbir zorluk bizlerin azminden daha önemli değildir. Uç noktalara çekilmek değil ortak noktalarda buluşma, anlaşma zamanıdır zaman!
 
Lütfen Arkadaşlar, hangi konumda olursanız olun, hepimizin bir tek yurdu var. Oda;
 
“TÜRKİYE!”
 
Yine ATA’mızdan bir anıyla bitirmek istiyorum yazımı;
 
Kral Edvard İstanbul'a geldiği zaman, yatından bir motora binerek Dolmabahçe Sarayına yanaştı. Atatürk rıhtımda onu bekliyordu. Deniz dalgalıydı.Kralın bindiği motor,inip çıkıyordu.
İmparator rıhtıma çıkmak istediği bir sırada, eli yere değerek tozlandı.
O sırada Atatürk elini uzatmış bulunuyordu.
Bunu gören Kral bir mendille elini silmek istediği zaman Atatürk:
-Yurdumun toprağı temizdir, o elinizi kirletmez, diyerek Kralı elinden tutup rıhtıma çıkardı.
 
Saygılar.
Aysen AYDIN

 
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

9/6/2009 - Biraz Gülelim....:=)

Kategori: Duz yazi



Fatih ALTAYLI' DAN

 Çerez tabağı teoremi-1
 
Galatasaray Lisesi'nden bir arkadaşım hâlâ evlenemedi.Geçenlerde yeter
artık evlen,evlen de çoluk çocuk sahibi ol dedim. Aşağıdaki  teoriyi aktardı:
Bir kuruyemiş tabağı kalabalık bir grubun önüne geldiği zaman sırasıyla
önce antepfıstıkları, ardından bademler, sonra fındıklar gider. En sona
beyaz ve sarı leblebiler kalır. Eğer belli bir yaşa kadar evlenmemişsen de
durum farklı olmaz. Ya kalan leblebiler ve ayçekirdekleri ile idare edersin,
ya da olur ya bir fıstık bulurum diye tabağı karıştırır durursun..

Çerez tabağı teoremi- 2

Geçen hafta bir türlü evlenemeyen bir arkadaşımın, ileri yaşta evlenmekle,
çerez tabağı arasındaki benzerliğianlatan görüşlerini aktarmıştım.Bu yazı
üzerine, bazı okurlarımdan eklemeler geldi. Ben tabakta en sona kalanların
sarı ve beyaz leblebiler olduğunu yazmıştım.Mektep arkadaşım Merih
Tüzün şöyle yazmış: "Sevgili Fatih, aynı tabakta ucu açılmamış kabuklu
şam fıstıkları da kalır. Herkes bir eller, bakar ama kimse açmaya cesaret
edemez, tabağa geri bırakır. Onlara ulaşmak cesaret ister. Dişine
güveneceksin kıracaksın ki, içinde gizlediği lezzete ulaşabilesin. Ama
risklidir, dişini kırabilirsin."
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13/2/2009 - Aynaya Baktığımda

Kategori: Duz yazi


Aynaya Baktığımda…

13.02.2009 15:03:01    

 

Her zamanki gibi sabah kalktım rutin işlerimi yapmaya başladım. Ev işlerini bitirdim şimdi sıra dışarıdaki işlerimde derken, hazırlanmaya başladım. Aynanın karşına alelade geçip saçlarımı şöyle sıradan toplayıp çıkayım derken, gözlerime bir şey takıldı…

Sanki kendimi uzun zamandan beri görmemiş gibi bakakaldım. Çünkü gözlerimin çevresinde oluşan çizgileri, alnımdaki gerginliğin yerini yumuşak derinin aldığını ve yüzümdeki hatların daha bir belirginleştiğini fark ettim. Bu zamana kadar hiç fark etmediğim, karşısına geçtiğim aynaya hiç böylesine yabancı hissetmemiştim kendimi...

Yanımda biri vardı sanki benimle her an beraber olan biri… Ama benim göremediğim, elle tutamadığım bir şeyi hissettim, hatta karşımdaydı. Benim bu duruma gelmemi sağlayan görünmeyen ama hissedilen bir şeydi bu!

Aniden;

—Neden şaşırdın ki bu kadar, ben hep yanındaydım ama sen beni böylesine acı bir şekilde ilk defa fark ediyorsun” dedi. Hemen tanıdım onu… Ve acı bir gülümsemeyle;

—Haklısın dedim. Senin hep dost yüzünü görmüştüm. Benim için tükenmez bir enerjiydin” dedim. Biraz sitemkâr bir şekilde…

—Sadece senin için mi öyleyim, bak bir çevrene… Bana kim karşı gelebilmiş? Canlı ya da cansız her şeyi bir değirmen gibi öğütüp zamanla yok eden bir gücüm ben! Benimle doğarsınız büyürsünüz ve yaşlanırsınız. Sonrası da malum! Ne âlimler, bilginler, padişahlar sultanlar, liderler, zenginler, fakirler geldi geçti ve geçecek” diyerek devam etti.

—Çocukluk yıllarınızda benim bir an önce geçmem için yalvarırdınız. Gençlik yıllarında ise hayat telaşından beni umursamadınız bile… Aynalara baktığınız bir anda beni fark edip de, düşman gibi görmeniz neden? Bakın ellerinize, orda verdiğiniz emekleri sunuyorum size… Yüzünüze bakın… O çizgiler boşuna mı oluşuyor? Çektiğiniz acıların, sevinçlerin izlerini hiç mi görmüyorsunuz? Peki ya saçlarınızdaki kırlar? Her bir teli size bir şeyleri anlatmıyor mu? Siz insanoğlu; Size verdiğim değerlerin farkında bile değilsiniz!

Biraz mahcup, hak veriyorum ona;

—Haklısın diyorum… Ama yine de içimi burkuyor bir şeyler… Yakıştıramıyorum kendime… Bir şeylere çözümsüz mahkûm olmak gibi bir şey bu! Ölümün soğukluğunu hissediyorum… Eskisi gibi yokuşları çıkamayınca, dilediğim gibi koşamayınca ve yanımdan hızla geçen gençleri görünce, bir kez daha içime bir şeyler oturuyor işte! Bir zamanlar ben herkese “teyze, amca” derken şimdi bana diyorlar…  Öyle tuhaf oluyorum ki! Yinede belli etmiyorum! Sadece seni hissetmenin gerçekliği vuruyor yüzüme!

Üzüldüğümü görüyor ve diyor ki;

—Anlıyorum seni ama şunu bil ki, bir gün onlarda senin yerinde olacaklar… Seni şimdi anlamalarını bekleme sakın! Çünkü sende bir zamanlar onları anlamıyordun unutma bunu! Ben kimseye torpil yapmadım herkese eşit davrandım. Ne canlı nede cansız hiçbir varlık değişime uğramadan kalamaz bende.

Böyle deyince aklıma muzip bir soru geliyor ve sormadan duramıyorum;

—Ama artık teknoloji sana karşı koymaya çalışıyor, bak ciltler geriliyor, botoks yaptırılıyor diyorum gülümseyerek…

Tabii hiç geri kalmadan yanıt veriyor;

—Oluyor tabiî ki ama hiçbir zaman, doğal halini alamıyor! Sonunda yine bana yenik düşüyorlar.  Sana bir tavsiyem olacak diyor. Sanki bana karşı merhamet eder gibi;

—Beni fark etmiş olman güzel ama bir o kadarda kıymetimi bilerek beni kullanmam önemli diyor ve devam ediyor; 

—Beni bir ırmak olarak düşün… Bir gün geldiğinde kuruyacak bir ırmak! İster bu ırmaktan alelacele iç, istersen de yudum yudum, tadını damağında hissederek… Ya bu ırmağın akışını izlersin ya da baraj kurup elde ettiğin elektrikle dünyanı aydınlatırsın… Ya bu ırmakta yüzmeyi öğrenirsin suyunun serinliğini hissederek, ya da yüzmeyi bile bilmeden boğulup gidersin. Tercih senin! Bunu nasıl yapacağını da bana sorma sakın, onu da sen düşün. Ben sana kendimi verdim yetmez mi? Ömrünün oluşumunda sana verilen hazineyim ben! Bana kızacağına, artık gülümse istersen ne dersin?

Onu anlayarak;

—Sanırım yine haklısın diyorum. Sana kızmaya hakkım yok ki, bil hassa teşekkür etmeliyim. Sen varlığımın yegâne temsilcisisin. Seninle varım ve yaşıyorum. Saçlarıma verdiğin aklar değerin… Yüzümdeki çizgilerse benim yaşadığım yılların yapı taşları.... Vücudumda ki ağırlık, seni taşımanın zorluğu… Ellerimdeki kırışıklıklar ise görkemli bir yapının zamanla dansı gibi! Sana nasıl kızabilirim ki aynadaki suretim ikimizin ortak değeri! Dört mevsimi yaşıyoruz. İlkbaharı yaşarken iyide kışa gelince mi kötü oluyorsun? Sana kızdığım için affet beni. Bundan sonra her aynaya baktığımda biraz daha fazla gülümseyeceğim sana! Kıymetini bildiğimden onurla ve gururla seyredeceğim bendeki izlerini! Diyerek onunda gönlünü almayı başardım sanırım. Ve dedi ki;

—Sevindim buna… Hadi şimdi işlerine kaldığın yerden devam et. Sen bir canlısın; doğdun büyüdün ve öleceksin! Onun için bende değerlisin ama sende eğer benim değerimi bileceksen; her an beni hissederek yaşa. Bu yeter bana!

Hadi asma suratını… Yalnız değilsin… Benimle geldin benimle gideceksin! 

***************************

Yaş otuzbeş!

Yaş otuz beş yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.

                **********
Şakaklarıma kar mı yağdı, ne var
Benim mi Allah'ım bu çizgili yüz
Ya gözler altındaki mor halkalar
Neden öyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar

                **********

Cahit Sıtkı Tarancı

Aysen Aydın
 
herzamaniyimser@mynet.com



http://www.ulusalgundem.net/index.php/konuk-yazarlar/aysen-aydn/472-bir-de-aynaya-baktm-ki.html

 

 

http://www.gazetehaber.net/v3/yazi_detay.asp?yazi_id=613&yazar_id=34

 




Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Gerçek duyguların paylaşıldığı, içten bir "merhaba"nın değerini bilenlerin yeri burası...! hep öyle oldu öylede olacak... çünkü burası benim dünyam...:=) Önce kendinizi seveceksiniz... sonra göreceksiniz ki hayat sizide seviyor.! üzüldüğünüz an şunu düşünün;bu gün güneşi gördüm ve özgürce sokağa çıktım.. yada camdan baktım.! bunun da değerini bilin.! çünkü bunu da yapamayanlar var.! ve son söz; insan en büyük kötülüğü yine kendisi kendisine yaparmış...! çünkü ektiklerimizi biçiyoruz...!!! Se


MySpace Graphics
MySpace Graphics
MySpace Graphics

Kategoriler


car hire
MySpace Graphics
MySpace Graphics
MySpace Graphics

Arkadaşlarım

Ali ŞAHİN
akın akça
aysenhome
adayolu
ahsuvera
leyl leyl
ahmetyazar
eminsen
ramazanyavuz
cestirtrooy
karsinojen
yusuf talha
huzunadasi
Aydin MERT
doganca
bizimada
tekhece99
mecnun1965
erhantigli
orkun38
yasinceylan
romantikmeyhane
ozledigimcocuk
1incitanem
mns
anaksimona
erdal keleşoğlu
nursalkimi
canacansin
beatifulroses
reyhan92
pedogog
davutkurkut
oquzhancimen
kotusair
gfbfth
sibelizgi
lordoftheloneliness
btrk
mahirinyeri
mucizetemizlik
mustafabalcii
davlaturi
tayfur öztekin
elifsule
hisari
gulumgulum
canemreile
masaltozu
turkceciyim42
tacir
1biletsizyolcu
huseyinizgi1984
gullerinkalbi3
hayalimsin21
koookle
aslı YILDIZ
ozlemaslantas
cennetufirdevs
kalpsizmisim
metinsancakli
Ahmet İNCE
bebekiiiim
1cinselyasam
birsihirbaz
yadigarmalkoc
medihatoktas
nevrim
bilimhaberleri
englishgrammer
kuaforkoket
winxbloomcansu
erdalcan111
kurtlarvadisi101
alicandost6778
populervideo
ozgur bektaş
hayaletyilmaz
Graphics By Rosy-Dreams.Com!