17/6/2009 - SUS GÖNLÜM!

Sus gönlüm.Çok dile getirme.Sen dile getirdikçe gönlün daha da coşuyor,daha meraklanıyor ve beklemek daha da zorlaşıyor.
Sus gönlüm.Çok laf etme.Az söyle ki işimiz olgunlaşsın.Az söyle ki Hakka karşı yanlış kelam çıkmasın.
Sus gönlüm.Bir elif miktarı sus.Az kaldı bahara.Dayan gönlüm.Denizin içinde meydana gelen görünmeyen dalgalar gibi yüreğin biliyorum.Beklemekten başka çare olsaydı,seni durdurmazdım…İnan bana…Ama yok.Başka çare yok.Unutma ki ilaç bile beklemeden tesir etmez,çiçek bile vakti gelmeden önce açmaz…
Sus gönlüm.Bu kışın bahara dönünceye kadar.Bu gece gündüz oluncaya kadar.Uzak yollar yakınlaşıncaya kadar.Bu sıkıntının ardından ferahlık gelinceye kadar.Ve yüzümüz vuslat gözyaşlarıyla ıslanıncaya kadar sus…
Sus gönlüm.Seni senden daha iyi bilen Rabbinin hükmü vuk’u buluncaya kadar.Senin nasibin sana ulaşıncaya kadar,ulaşmayanlarınsa senin nasibin olmadınığını anlayana kadar sus…
Sus gönlüm.Onun geleceğini görünceye kadar.Acının bala dönüştüğünü farkedinceye kadar.Onun gönlünün senin gönlüne muhabbet düğümüyle bağlandığını görünceye kadar.
Sus gönlüm.Sebepler var edilinceye kadar.Bahaneler oluşuncaya,birbirimizin nasibi oluncaya kadar sus.
Sus gönlüm.Bütün bu susmalarına karşılık her şeyin hayırlısının olacağına inanarak sus.
Sus gönlüm.Her susuşun bir cevap olsun.Her susuşun,sabrın olsun.Her susuşun,duan olsun.İçten yakarışının adı olsun,susuşun.Bekleyişinin.umut edişinin,inancının,sevdiğinin vurgusu olsun,susuşun…
Alıntı...
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
13/6/2009 - DÜŞTÜĞÜMÜZ YERDEN KALKALIM!
DÜŞTÜĞÜMÜZ YERDEN KALKALIM! | | |
Hani başımıza kötü olaylar geldiği zaman hep bir yerlere sinmek, pusmak ya da yılmak gibi duygulara eğilim gösteririz. İçimizdeki o özgüveni yitiririz. Bakın şimdi size birisini örnek vereceğim; Babası küçük yaştayken ölmüş, Yetim büyümüş, Tutuklanmış, Hapse atılmış, Sürülmüş, İşsiz kalmış, Böbreklerin rahatsızlanmış, Göğsünden vurulmuş, Mesleğinden atılmış İdama çarptırılmış, Kardeşleri küçük yaşta ölmüş, Çocuğu olmamış, Boşanmış, Karaciğeri iflas etmiş! Bir insanın başına gelecek her türlü zorluğu yaşamış… Bunu çoğumuz belki biliyordur, bu kişi bu topraklarda özgürce yaşamamızda öncülük etmiş ulu önderimiz “MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜMÜZDÜR!” Öyle bir azimli ve güçlü bir kişiliği varmış ki tüm zorluklar onu yıldırmamış. Başına gelenlerden dolayı içindeki gücü kaybetmemiş. Ya bizler? Bu vatana sahip olalı ve Cumhuriyetimizin 86. yılında nasıl bir gündemle bakıyoruz geleceğe? O zamandan bu zamana nasıl sahip çıkmışız bu ülkeye hiç düşündük mü? Siyasette tamamen dış güçlere esir olmuşuz. AB’ye gireceğiz diye, nerdeyse ülkemizi elimizden alacaklar… Endüstrimiz, teknolojimiz tüm iletişim şirketlerimiz yabancıların tekeline geçmiş ya da satmışız! Diyarbakır günden güne elden gidiyor ama kimse ses çıkarmıyor! ABD’nin desteği ile PKK, siyasi bir parti olarak meclise girmiş durumda. Şimdi sıra Diyarbakır da uygulanacak özerklik yönetiminde! Bunu başardılar mı zaten kendi kendilerini yönetmiş olacaklar. Yani artık ayrı bir devlet yapısına kavuşmuş olacaklar! Ne dış siyasetimizde ne de iç siyasetimizde bir yol haritamızın olmayışı, günübirlik politikalarla birbirlerimizle uğraşmaktan tüm kazanımlarımızı kaybediyoruz! Ekonomimiz dışa bağımlı… Bu kadar verimli topraklara ve doğal zenginliklerimize rağmen dünya gözünde üçüncü sınıf vatandaşları olmak ne kötü! Geçmiş de verilen tavizler, yapılan bilinçsizce antlaşmalar bizi bu hale getirdi. Oysa büyük önderimiz bize bu vatanı böylemi bıraktı? Onu sadece okullarda çocuklarımıza resmini öğrettik ilkelerini değil… Cumhuriyeti ve bu toprakları kanlarıyla alanların torunları olarak, geçen zaman zarfında sadece zevki-sefasını sürdük! Kısa yoldan köşe dönmeyi amaçladık! Emek vermeden sahip olmayı bildik! Bana dokunmayan yılan bin yaşasın dedik! Devlet malı deniz yemeyen keriz dedik! Ama artık ne sokmayan yılan kaldı nede denizler. Artık bize verilen emanetlere sahip çıkma cesaretini, bir kişi iki kişi değil topyekun göstermeliyiz! Her bireyin siyasetle ilgilenme zamanıdır zaman! Bilinçli olmanın zoru göğüslemenin devletin ve milletin tüm küçük büyük organlarında tüm varlığımıza sahip çıkmanın ve tutarlı bir birlikteliğe gitmenin zamanıdır bu gün! Hiçbir zorluk bizlerin azminden daha önemli değildir. Uç noktalara çekilmek değil ortak noktalarda buluşma, anlaşma zamanıdır zaman! Lütfen Arkadaşlar, hangi konumda olursanız olun, hepimizin bir tek yurdu var. Oda; “TÜRKİYE!” Yine ATA’mızdan bir anıyla bitirmek istiyorum yazımı; Kral Edvard İstanbul'a geldiği zaman, yatından bir motora binerek Dolmabahçe Sarayına yanaştı. Atatürk rıhtımda onu bekliyordu. Deniz dalgalıydı.Kralın bindiği motor,inip çıkıyordu. İmparator rıhtıma çıkmak istediği bir sırada, eli yere değerek tozlandı. O sırada Atatürk elini uzatmış bulunuyordu. Bunu gören Kral bir mendille elini silmek istediği zaman Atatürk: -Yurdumun toprağı temizdir, o elinizi kirletmez, diyerek Kralı elinden tutup rıhtıma çıkardı. Saygılar. Aysen AYDIN
|
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
9/6/2009 - Biraz Gülelim....:=)

Fatih ALTAYLI' DAN
Çerez tabağı teoremi-1 Galatasaray Lisesi'nden bir arkadaşım hâlâ evlenemedi.Geçenlerde yeter artık evlen,evlen de çoluk çocuk sahibi ol dedim. Aşağıdaki teoriyi aktardı: Bir kuruyemiş tabağı kalabalık bir grubun önüne geldiği zaman sırasıyla önce antepfıstıkları, ardından bademler, sonra fındıklar gider. En sona beyaz ve sarı leblebiler kalır. Eğer belli bir yaşa kadar evlenmemişsen de durum farklı olmaz. Ya kalan leblebiler ve ayçekirdekleri ile idare edersin, ya da olur ya bir fıstık bulurum diye tabağı karıştırır durursun..
Çerez tabağı teoremi- 2
Geçen hafta bir türlü evlenemeyen bir arkadaşımın, ileri yaşta evlenmekle, çerez tabağı arasındaki benzerliğianlatan görüşlerini aktarmıştım.Bu yazı üzerine, bazı okurlarımdan eklemeler geldi. Ben tabakta en sona kalanların sarı ve beyaz leblebiler olduğunu yazmıştım.Mektep arkadaşım Merih Tüzün şöyle yazmış: "Sevgili Fatih, aynı tabakta ucu açılmamış kabuklu şam fıstıkları da kalır. Herkes bir eller, bakar ama kimse açmaya cesaret edemez, tabağa geri bırakır. Onlara ulaşmak cesaret ister. Dişine güveneceksin kıracaksın ki, içinde gizlediği lezzete ulaşabilesin. Ama risklidir, dişini kırabilirsin."
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Gerçek duyguların paylaşıldığı, içten bir "merhaba"nın değerini bilenlerin yeri burası...! hep öyle oldu öylede olacak... çünkü burası benim dünyam...:=) Önce kendinizi seveceksiniz... sonra göreceksiniz ki hayat sizide seviyor.! üzüldüğünüz an şunu düşünün;bu gün güneşi gördüm ve özgürce sokağa çıktım.. yada camdan baktım.! bunun da değerini bilin.! çünkü bunu da yapamayanlar var.! ve son söz; insan en büyük kötülüğü yine kendisi kendisine yaparmış...! çünkü ektiklerimizi biçiyoruz...!!! Sevgilerimle....:=)
""" bir çiy tanesiydi o...! öylesine temiz ve saf...! sevgi dolu...! göründüğü gibi hırçın ve delidolu...! hep aynı yolda yürüdü... hiç şaşırmadan...! halada öyle...!!!"""
Kategoriler
anlamli sozlerDuz yazifikrahikayeklipkomikMakalepolitikaResimSiirsiyasetssl siirsvdigm_3arklrSVDKLRMVIDEOyasam
 car hire
Arkadaşlarım
|